thimbles is love

thimbles is love

31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni Yılınız Kutlu Olsun







Yeni Yılınız Kutlu Olsun
 Sun nien fai lok
 Godt Nytår
 Gelukkig nieuwjaar
Happy New Year
Aide shoma mobarak
 Bonne année
 Aith-bhliain Fe Nhaise Dhuit
 Gutes Neues Jahr
Hauoli Makahiki Hou
Shanah tovah
Nav Varsh Ki Badhaai/ Naya Saal Mubarak Ho
Nyob zoo xyoo tshiab
Elamat Tahun Baru
 Buon Capo d’Anno
 Akemashite Omedetou Gozaimasu
Norwegian – Godt Nyttår
Maligayang Bagong Taon
Szczesliwego Nowego roku
 Feliz ano novo
 La Multi Ani
 S Novym Godom
 Feliz Año Nuevo
 Wilujeng Tahun Baru
 Gott Nytt År 
 Blwyddyn ewydd Dda

27 Aralık 2012 Perşembe

Nathalie'nin Parfüm Şişeleri Koleksiyonu


Tam anlamı ile bir baykuşsever olan  sevgili Nathalie'nin baykuşlu objelere, 
kitaplara, kahve  fincanlarına, eskiye olan merakını bloğunu takip edenler zaten biliyor.

Uzun zaman önce, 
eski ecza dolaplarına küçük parfüm şişelerini dizen bu özel insana
 ben de elimdeki şişeleri gönderdiğimde çok güzel bir arkadaşlığın başladığını hissetmiştim. 
Yanılmamışım :))

Şimdi isterseniz siz de benimle birlikte bir İstanbul Hanımefendisi'nin evindeki,
 her biri anılarla süslü bu küçük koleksiyonu seyredin.

Sahi parfüm sevmeyen kadın var mıdır?
Ya şişelerini?


Ne zaman eski pazarını gezsem gözüm böyle bir ecza dolabı arıyor.


Usulca kapağını açalım ve  raf dan bir tane seçelim mi?


Eveet...Bu opal cam şişe Amerika'dan, Üzerinden ressam Toulouse Lautrec'ın  bir resmi var. Bir de imzası.
 Nathaie gibi resim sanatına tutkun biri için çok özel olmalı.


Çoğunun yüksekliği 5 cm den daha az.
Aaa... Biri bana göz kırpıyor :) Merhaba sevgili Dune.




Bu raf da benim daha önce hiç görmediğim resimlikli bir şişe var.
Nasıl mı?
İşte !


Hediye edilmeden önce içine özel bir fotoğraf da eklenirse...Çok şık, çok.


Hafifçe yana saklanmaya çalışan bu beyaz parfüm şişesi de opal cam.
Büyük ihtimalle el yapımı, epeyce de eski. Üstelik benim gibi sarı bir gül taşıyor kalbinin tam orta yerinde.





 2. Dolap da bakalım neler var ?


Kuşlar, yoncalar ve çok sevdiğim yaldızlı etiketler.
Kolonya şişelerinde olurdu hani. Cam ve sarı yaldızlı etiket ne çok değerli gösterirdi içindekini.

( Bence plastik şişelerde kolonya satılmasın, yasaklasın hatta)




İki pudra kabı ile bitirelim görsel şölenimizi. Elbette parfümlü pudralar için bu kaplar.
Pudra da mendile dökülerek kullanılıyormuş.


Bir iki kuşak öncesinin ne anıları vardır bu pudralarla kim bilir?


Nathalie biz sıkılmayalım diye daha çok fotoğraf göndermemiş.
Ben kendi adıma, her şişenin nereden geldiğini, ne zaman üretildiğini
ve kokusunu tanımak isterdim doğrusu.



Sizlerde bu koleksiyonu gördükten sonra evinizdeki parfüm şişelerine farklı bir gözle bakacaksınız sanırım.

Eğer atmaya kıyamadığınız, saklamaktan da sıkıldığınız parfüm şişelerinizle 
güzel kalpli birini mutlu etmek isteseniz bana söyleyin olur mu?
Onlara değer veren, sevgi dolu bir evde yaşamaları için ben onlara yolu tarif ederim.








26 Aralık 2012 Çarşamba

Dikiş Yüksüğü Müzesi



Almancada  Dikiş Yüksüğü " fingerhut". Yani parmak şapkası :)
Adı bile böyle sevimliyken  müzesi  olmaz mı?
Olmuş.





Ben de topladığım yüksükleri ilerde böyle bir müzeye bağışlarım belki ?
Ya da Türkiye Yüksük Koleksiyonerleri Birliğini kurarım :)) Sonra da müzeyi.

(İçinizden ne dediğinizi duyuyorum! Hah, bir bu eksikti. Diyor bazılarınız.
Olsun, bu topluma uçuklar da lazım bence.)



21 Aralık 2012 Cuma

Amerika dan Antika Dikiş Yüksükleri- Teşekkürler Karen



Dün beni çok şaşırtan, çok sevindiren bir paket aldım.
Karen çok uzaklarda yaşıyor. Beni hiç tanımıyor, nasıl biri olduğumu, neler yaptığımı bilmiyor.
Bildiği örgü sever bir yüksük toplayıcısı olduğum sadece :)

Yine de bana quilling bir kutlama kartı ve çok değerli bu antika yüksükleri okyanus ötesinden yolluyor.
Bu hediye bana,
İyi kalplerin varlığına, dünyanın tüm savaşlara, gözyaşlarına, adaletsizliklere  rağmen 
güzelliğine ve hayatın bize sunulmuş bir armağan olduğuna inanmanın bir ödülü gibi.

İnancımı teyit ettiğin için ayrıca teşekkür ederim Sevgili Karen.
Her birinin değeri benim için paha biçilmez.
Çok duygulandım.

















 Bu küçük balık 2013 yılının kısmeti, kıpır kıpır bir şey ve artık benim kolyem.
2013 herkese bolluk, bereket getirsin.

18 Aralık 2012 Salı

Kentucky-Carter Mağaraları




Yüksük Kentucky de yaşayan ABD li bir arkadaşımdan hediye. 

Doğrusu üzerindeki armayı merak edip araştırmasam bu güzel mağaralardan haberim olmayacaktı.
Şöyle ki, Ulusal Park içindeki bu mağaralar soyu tükenmekte olan yarasa türlerine, 
bir  yer altı şelalesi ve gölüne sahipmiş.




Yıllar önce gezdiğim Damlataş Mağaraları ve ülkemizde bulunan güzelim mağaralar bugün ne alem de acaba?


16 Aralık 2012 Pazar

Peygamber Çiçeği




Bu sırlı beyaz porselen yüksük üzerindeki mavi çiçekler Peygamber Çiçeği  sanıyorum.
 Mavi Kantaron olarak da bilinen bu çiçek Anadolu da buğday tarlalarında yetişen, yaprakları bazı rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan bir bitki.

Hep doğada mavi çiçeklerin ne denli az olduğunu düşünmüşümdür.
Bu çiçeğin türünü araştırırken aslında ne kadar çok yanıldığımı gördüm, meğer ne çok mavi çiçek varmış :)



Çiçeklerin sarısı, turuncusu, kırmızısı nasıl neşeliyse,
mavi çiçekler Ataol Behramoğlu'nun "Bir Mavi Çiçek" adlı şiiri gibi biraz hüzünlü bence.
Sizce?


14 Aralık 2012 Cuma

İstanbul





Canım İstanbul

Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. 

İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;

O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.
İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul, 
İstanbul... 
Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; 
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...
O manayı bul da bul!
İlle İstanbul`da bul!. 
İstanbul,
İstanbul...
Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, 
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... 
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? 
Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... 
Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...
Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler....
Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar...
Gecesi sünbül kokan 
Türkçesi bülbül kokan, 
İstanbul, 
İstanbul…



Necip Fazıl KISAKÜREK




13 Aralık 2012 Perşembe

Acem Borusu Çiçeği


Nasıl neşeli, naz niyaz bilmeyen bir bahçe bitkisidir değil mi?
Yetiştirmedim ama bana hep böyle gelir.
Denizle aramızdaki yolu geçince bizi karşılayan, neredeyse eve kadar 
sağ yanımızda eşlik eden bir arkadaştır bu çiçek.
Galiba birazcıkda  bu sebepten yeri ayrıdır gönlümüzde.

Yüksük mü?
O da Ankara da bir yerlerden.




9 Aralık 2012 Pazar

Güldüren, Düşündüren, Bilgilendiren Farklı Koleksiyonlar


 "Koleksiyon; Öğrenme zevki ve gayesiyle, az bulunan ve aynı cinsten değerli veya acayip nesneleri toplayıp sınıflandırma merakıdır. Koleksiyonculuk büyüklerin olduğu kadar, yeni yetişen ve okul çağında olan çocukların da zevkle uğraştıkları bir iştir. Koleksiyon, bazı konularda bilgi geliştirmek veya tek başına değerleri olmayan parçaları bir takım halinde toplayarak kıymetlerini artırmak için yapılır."
Deniyor.
Bence bu tanımı biraz eksik.
Şöyle ki;
bazı koleksiyonlar insanları şaşırtmak, eğlendirmek ve küçücük sıradan şeylerin bir araya geldiklerinde ortaya nasıl keyifli bir şey çıkabileceğini kanıtlamak üzere yapılıyor.
İşte size bir örnek.

Üçgen Peynir Etiketleri Koleksiyonu.

Gülün gülün, çekinmeyin.

Bu şirin koleksiyonun sahibi  Jordi Boladera2000 yılından beri üçgen peynir etiketleri topluyormuş. Yeni etiketler bulmak için eşi ile seyahatlere çıkıyor, gittikleri her ülkede değişik peynirler tadıyor, yeni arkadaşlıklar kuruyor ve koleksiyonuna değişiki etiketler katıyormuş.
Koleksiyonunda 2500 kadar parça (!) bulunan Jordi, farklı bir tema ararken markette aklına gelen bu fikirle ve elinde 2 çeşit etiketle koleksiyonuna başlamış.



Ben bu bilgileri edinirken, yazının arasında üçgen peynirin ilk kez 1911 yılında İsviçre'nin Thun şehrinde üretilmeye başlandığını öğrendim.

Eski, yeni bir çok değişik etiketin arasından da en çok bu kuzuluyu sevdim.


Bazen bana koleksiyon yapmak istediğini, lakin neyi toplayacağını bilemediğini söyleyen, yazan arkadaşlar oluyor. Zaman zaman soran da, ne biriktirsem? diye.

Benim bilgilerim bu konuda yol  gösteri olmaktan çok uzak, yine de her koleksiyoner kendi olanakları ve elbette zevkleri doğrultusunda çalışmalı, derim.
Bazı koleksiyonlar hacimli olup, geniş mekanlara gereksinim duyuruyorken, bazıları ciddi anlamda maddi olanak istiyor.
Bu blog her ne kadar benim küçük dikiş yüksükleri birikimimi sergilemek, arşivlemek adına var olsa da,
ara sıra değişik, şaşırtan, bu esnada bilgilendiren koleksiyonları da sizlere tanıtmak istiyorum.

Bu şirin etiket koleksiyonu gibi, paylaşmak üzere notunu aldığım onlarca koleksiyon var.
Belki içlerinden biri sizi de koleksiyonerler dünyasına katar. Elbette henüz bir nesne biriktirmenin zevkine erişmemişseniz. Yoksa küçük yada büyük, değerli ya da değersiz bir koleksiyon sahibiyseniz neler anlatmak istediğim sizce zaten malum.

Bu yayınlardan umarım siz de benim kadar keyif alırsınız.



7 Aralık 2012 Cuma

Mısır- Tutankamun




Mısır dan gelen bu iki yüksük form olarak koleksiyonda var olanlardan.
Ancak renklerin ve çizgilerin var olanlardan  farklı olduğunu görünce almadan edemedim. 

Geçen defa Tutankamun'u anlatıma özellikle dahil etmemiş, ayrı bir konu olarak ele alınması için atlamıştım. 
Şimdi sıra yaşamı gibi ölümü de garipliklerle dolu olan bu genç hükümdarda.

Tutankamun;
Asıl adı, Tutankhaton'dur.Babası ölünce, başka bir anneden olan üvey kızkardeşi Ankhesenamen ile evlenerek tahta çıktı. Saltanatının ilk yıllarında, Mısır'ın eski çok tanrılı dinine dönüş yaşandı.Böylece, IV. Amenhotep'in kurduğu Aten dini söndü. Tutankhamun'un çağı barış içinde geçti. Çok genç yaşta ölen bu kraldan sonra, babasına vezirlik, kendisine de küçüklüğünde naiplik yapmış olan Ay, dul kraliçe ile evlenerek tahta çıktı.
Tutankamon’un mezarı krallar vadisi'nde yer almaktadır.Tutankhamun'un mumyası haricinde mezardan çıkarılanlar Kahire müzesinde sergilenmektedir. Mezar diğer mezarların görkemi yanında sönük kalır. Bugün bile bunun nedeni bilinmemektedir. Sanki Tutankamon aceleyle gömülmüştür. Araştırmacılara göre mezar bir soylu için hazırlanmaktaydı fakat o sırada Tutankamon ölünce aceleyle buraya gömdürüldü. Tutankamon’un mezarı iki odadan ve ilk odaya inen bir merdivenden oluşmaktadır. İlk odada bir at arabası, Tutankamon’un tahtı ve bunlar gibi Tutankamon’un hayattayken kullandığı paha biçilemez eserler bulunmuştur. Bu oda bulunduğunda, odanın Krallar Vadisi'inde yer almasından dolayı, bir mezar olması gerektiğini düşünen Howard Carter ve arkadaşları odanın duvarlarına vurarak duvarın arkasındaki boşlukları aradılar. Sonunda bir boşluk bulundu ve duvar kırıldı. Duvarın arkasındaki bir odada, yeni bir oda gibi görünen kocaman bir tahta kutu vardı. Kutu mühürlüydü. Howard Carter, mühürü -hayatında gördüğü ve göreceği en güzel şeyi- görmüştü. Bir lahtin içindeki som altından tabut mum ışığında bile parlıyordu.Howard Carter bu keşfi ile kendisine iyi bir kariyer sağlasa bile fakirlik ve unutulmuşluk içinde ölürken cenazesine bir iki kişi dışında kimse katılmamıştır.Ayrıca mezara giren kişilerin ateşli bir hastalıktan teker teker ölmesi de firavunun laneti adında bir hurafe başlatmıştır.


 Bir çok filme konu olan bu anlatım Vikipedi den alıntıdır.

6 Aralık 2012 Perşembe

Rusya ve Matruşkalar





Bu güzel kızlar Rusya nın ünlü ağaç işçiliği ile üretilmiş.
19. Yüzyılda Japonya dan Rusya ya  geçen bu sanat,
sonrasında bu ülke ile özdeşleşmiş.
 İsmini çok beğenilen bir bayan olan Matrioska'dan aldığı söylenir.
Matruşka hem oymacılık hem de resim açısından Rusya’nın imajı ve ruhudur.
Matruşkalar genelde geleneksel Rus kıyafeti olan sarafan giymiş bebekler şeklinde boyanır. Ancak bazen Sovyetler Birliği liderleri olarak çizilmiş olanları da varmış.
Ayrıca,Rusya da el sanatları devlet tarafından destekleniyormuş.


Öyleki el sanatlarına ilgi duyan hemen herkesin evinde
bu güzel anne ve kızları baş köşede yerini almış.


Benimkiler bir kaç yıl önce yine uluslararası bir fuardan,
tıpkı bu bebeklere benzeyen bir Rus hanımdan alındı.

 
Sonra da evimize bereket getirsinler diye dizim dizim dizildiler.
Sizin de  evinizin böyle şirin bekçileri var mı?




5 Aralık 2012 Çarşamba

Çin





Ejderha !

Avrupa'da uğursuzluk getirdiklerine inanılır ; fakat uzakdoğuda uğur ejderha ile bir tutulur. Çin'de oniki burçtan biri ejderhadır. Avrupa'da pek çok efsanede kötü karakterdir; fakat uzakdoğuda ejderhaların sonsuz iyilik ve bilgelik getirdiklerine inanılır. Pek çok insan ejderhaların gerçekte yaşayıp yaşamadığı konusunda tartışmalar yapılmıştır, ve hala yapılmaktadır.Hatta ejderhalar hakkında belgeseller bile yapılmaktadır. Şüphesizki geçmişte bulunan(bazı istisnalar hariç)ve ejderha iskeleti sanılan iskeletler dinozor iskeletleridir. Efsanelere göre yumurtlarlar. Bazı mitlere göre yavrularına karşı şaşırtıcı derecede iyi anne olabilirler. Hazine biriktirirler ve onları korurlar.Dünyanın hemen her yerinde ejderha efsanelerine rastlamak mümkündür.

(bilgiler her zamanki gibi vikipedi den alıntıdır)

Bu arada Türk kültüründe ejderha, "ebren" olarak ifade edilirmiş.




Ankara daki Uluslararası fuardan yüksükler aldım.
Her yıl aynı ülkeler, aynı ürünleri satıyor.
Bu yüzden çok çeşit bulamadım :(
Bu yüksükleri çinli, güleç bir genç kızdan satın aldım.